• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
JA slide show
Anasayfa
Bir İbret Tablosu Yazdır E-posta
Yazar Süleyman AYCAN   
Cuma, 29 Şubat 2008
İstanbul devamlı bir su problemi içerisindedir.

Bu problemin çaresi asırlar önce Kanuni zamanında,Mimar Sinan'ın
günlerinde konuşulmuş ve en büyük çare Sinan'la bulunmuştur.

İstanbul'un o günkü nüfusu çoğalınca Kanuni Sultan Süleyman,Sinan'ı
huzuruna çağırır,Der ki:
"Mimarbaşı, halkımız su ihtiyacı içinde.
Bir at yükü suya çok miktar akçe ödüyorlar.
Acaba halkımızın bu su ihtiyacını karşılamak için birşeyler düşünmez
misiniz?"
Mimarbaşı der ki:"Sultanım siz müsaade buyurun,ben İstanbul'un çevresini
birdolaşayım,dışarıda mevcut suları İstanbul'a getirmenin mümkün olup
olmadığını
bir inceleyeyim ve ondan sonra size bir cevap veririm."

Ve Sinan Ağa atına biner,yanına yardımcılarını da alır, Çekmece'den
başlayarak kıyıları dolaşır,
Beşiktaş'a kadar istanbul'un kıyılarında, dereleri,akan suları tespit eder.

Bu suların önü örüldüğü,baraj yapıldığı takdirde nereye kadar yükselir,
nereden nereye kemer yapılarak İstanbul'a getirilebilir, diye,bunun
günlerce hesabını yapar ve Kanuni'nin huzuruna çıkar.

Sultan sorar:
"Mimarbaşı, İstanbul'a su getirmek mümkün müdür?"
Mimarbaşının cevabı:
"Belki sultanım, mümkündür.
Ancak çok ağır bir şartı var."
"Nedir o mimarbaşı?"
"Sultanım, altın dolu keseleri uç uca dizmek şartıyla ancak İstanbul'a su
gelebilir.“
Kanuni'nin cevabı şu olur:
"Mimarbaşı sen İstanbul'a su getirmenin mümkün olup olmadığını söyle.
Eğer mümkünse ben keseleri uç uca değil, yan yana dizmeye razıyım."

Bunun üzerine Mimar Sinan kolları sıvar ve İstanbul'un dışındaki suları
Kağıthane civarında belli yerlerde toplar,oradan da dere içlerine büyük
geçitler yaparak İstanbul'a getirir ve şehrin belli meydanlarında umumi
çeşmeler yaparak suyu akıtır.

Bu çeşmelerin tamamı da kırkı bulur.
Ve Kırk Çeşme suları akmaya başlar.
O güne gelinceye kadar, musluk gibi bir adet olmadığı için sular boşa akıp
gitmektedir.
O gün çok pahalıya mal olan suyu artık bostanlara,yollara akıtmak
istemiyorlar ve ilk defa İstanbul'da lüle dedikleri musluğu çeşmelere
koyuyorlar.
Su böylesine pahalıya geldiği ve kıymet kazanmaya başladığı için Kanuni
bir ferman çıkanr, der ki:
"İstanbul meydanlarındaki umumi çeşmeler halkın malıdır.
Hiç kimse bu çeşmelerden gizlice yeraltından evine su alamayacaktır.
"Bu umumi kaidenin bir istisnasını da koyar Kanuni.
O da özel olarak Sinan'a iletilir.
Denir ki:
"Sen İstanbul'a böylesine güzel bir çalışma sonunda kırk çeşme sularını
getirdin.
Sen evine özel olarak bir lüle su alabilirsin.
"Ve Süleymaniye civarındaki meydan çeşmesinden Sinan'ın evine özel olarak
yol yapılarak su akıtılır.
Böylece Mimar Sinan evinde özel suyu olan tek kişi olur.
Mimar Sinan Şehzadebaşı Camiini, Süleymaniye Camiini ve Edirne'deki
Selimiye Camiini yaptıktan sonra yaşlanır.

Devir hep öyle geçmemiştir.
İtibarının yüksekte olduğu devirde,kendisinin kıymetini takdir edenler bir
bir bu dünyadan göçmüşler.
Kanuni vefat etmiş,yerine başka padişahlar geçmiştir.
Ve Sinan 99 yaşında!..
Çevresindeki dostları göçtüğü için de kendisi istanbul'da adeta yapayalnız
kalmış.
Ve artık yeni bir nesil yetişmiştir.

Bir gün Sinan'ın kapısına birisi gelip dayanır.
Kapıyı çalar.
Sinan bastonuna dayanarak kapıyı açar,"Buyurun" der.
Gelen meçhul ihsan, "Ben Topkapı Sarayı postacısıyım.
Sizi divana çağırıyorlar.
Herhalde bir soruşturmaya tabi tutulacaksınız" der.
Sinan Ağa, bu ihtiyar halinde,dostlarının tümünün göçüp gittiği,kendisini
eserleri inşaat halindeyken görenlerin kalmadığı bu ihtiyar dünyada,
"Acaba Topkapı Sarayına niye çağırılıyorum?"diye bastonuna dayana dayana
gider.
Saraya girer, orada bir soruşturma heyeti kurulmuştur:
Kadılar, ulemalar, müftüler, o günün vükelası.
Sinan'a şöyle derler:

"Sinan Ağa, hakkında şikayet var.
Eve su almak yasak olduğu,hiç kimse evine özel olarak su almasın,diye
padişah fermanı olduğu halde,sizin evinizde özel su varmış."
"Evet," der,"Cihan Padişahı bana öyle özel olarak müsaade etmişti.
İstanbul'a yaptığım, su hizmetinden dolayı sadece benim şahsıma su müsaade
etmişti de almıştım."
"O zaman şu müsaadenizi,fermam görelim de ses çıkarmayalım.
Kimseye verilmemesine rağmen,sizinki devam etsin.
"Sinan'ın cevabı şu:
"Ben o zaman Cihan Padişahından ferman istemekten hicap etmiştim.
Fermanım falan yok,ama su benim evimde akıyor."
Divan müşkül durumda kalır, konuşmalar olur:
"Sinan büyük hizmetler etmiştir, evinde suyu aksın.
"Oradan başkaları cevap verir:
"Bu Âl-i Osman'a hizmet eden sadece Sinan mı?
Sinan gibi daha nice hizmet edenler vardır.
Ya onların da evine özel su verilsin, ya da Sinan'a da bu ayrıcalık
tanınmasın.
"Divanda uzun münakaşalar olur,son olarak verilen karar şudur:
"Sinan gibi diğer hizmet edenlerin de evine su bağlanamayacağına
göre,Sinan'a verilen su kesilmeli,fakat şimdiye kadar kullandığı
su fermansız kullandığı için bir cezaya mucip olmamalıdır."

Ve bu karardan sonra Sinan evine gelir.
Üzgün, bezgin, fakat fazla müteessir değil.

Çünkü Sinan hizmetini Allah için yapmıştır.
Kendisine bir ayrıcalık tanınsın veya özel bir mükafat verilsin diye değil.
Sinan 100 yaşına girerken hastalanır,yatağa düşer.

Vefat sırasında bir bezi suya batırıp da dudağına çalmak isterlerken
bakarlar ki,evindeki musluktan su akmıyor.
İstanbul'a su getiren Sinan,susuz evde vefat eder.

Vefat sırasında bu olayı başında konuşanlara verdiği cevap enteresandır:
"Biz hizmetimizi dünyada bir bardak suya satacak kadar menfaat düşkünü
değiliz.
Biz hizmetimizi Allah için yaptık ve mükafatını da ahirette bekliyoruz.
Dünyada evimize su verilmediği için müteessir değiliz."

Bu olayın bizlere verdiği mesajlar vardır.
Dünyada, şana, şöhrete, dosta, ahbaba, arka olmalara fazla güvenmemeli.
Dünya öyle güvenilecek, insanlar öyle bel bağlanacak kadar vefalı değildir.
Şartlar değişir, bugün sırtımız çok sağlam yerde olur,çok itibarlı
insanlarla yakınlığımız olur.
Ama yarın bir de bakarız ki,dayanacak kimse kalmamış,onların hepsi göçüp
gitmiştir...

Hani derler ya:
"Duvara dayanma yıkılır,insana güvenme ölür.
Öyleyse fani şeylere dayanmamalı, fani şeyleri gaye edinmemelidir.
O'na dayanmalı,O'na güvenmeli ve yaptığımız hizmetleri de
O'nun rızası için yapmalıyız.

İnsan bu tecelli karşısında hayıflanmaktan kurtulamıyor!
"Hey gidi yalan dünya heyy !..
İstanbul'u suya kavuşturan KOCA SİNAN susuz evde vefat ediyor.
"Ruhun şad olsun !..

Görüntüleme sayısı: 192

Yorumlar (2)
1. 29-02-2008 23:28
 
Süleyman abi öncelikle bu güzel makale için cok teşekkürler. Her ne kadar güzel işler yaparsakta demekki herseyin mukafatı bu dunyada degil. Asıl amaç Allahın rızasını kazanmak olmalıdır
Kayıtlı
 
2. 01-03-2008 21:16
 
Suyun maddi değeri kesilince, azalınca veya boşa akıp gidince altun ile ölçülür oluyor,oysa nimetleri ALLAH şükür ile iktisad ile kanaat ile artırıyor.
Misafir
 
Mustafa Ünal

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Güvenlik kodu:* Code
Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4

Son Güncelleme ( Cuma, 29 Şubat 2008 )
 
< Önceki
hadisiserif.jpg

Anket

gununsozu

.::Aşağıdüğer Köyü Bir İbret Tablosu - .::Aşağıdüğer Köyü - .::Aşağıdüğer Köyü

Üye Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Ziyaretçi İstatistiği

Dün: 72
Bugün: 56
Bu Ay: 951
Toplam: 19820

Kimler sitede

Hava Durumu